10 Aralık 2009 Perşembe

KELİMELERİMİ ÜFLÜYORUM AVUCUMUN İÇİNE


Gecenin bir yarısı. Diğer yarısı nerde bilmiyorum. Sormazsın ya zaten laf olsun diye söylüyorum. Günleri çuvala doldurdum. Geceler sığmadı,ben de yanıma yatırdım. Biliyor musun? Çok geveze. Konuşup duruyor bır bır kulağımın dibinde. SUS demiyorum hiç. Ben dinledikçe O anlatıyor. O anlattıkça ben dinliyorum. Bazen üşürüm ya hani ben. Senden ılık bir nefes getirip örter üstüme çaktırmadan. Oysa ben çakarım. Çaksamda oyununun bir parçası olurum üzülmesin diye. Geçen bir uyku saatinde n'oldu biliyor musun? Seni bıraktı rüyalarıma. Kulağıma fısıldadı inceden; '' Hiç söylemesende özlemişsindir.'' dedi. Sesimi çıkarmadım. Çıkarsamda cebimde ne kadar sesim kalmıştı ki sana ait. Bir sakız bile alamazdım. Bir sakız bile alamazdım.


Gece,bazen uyuyamadığımı görünce beni ayaklarında sallar. Gülme... Napayım büyüyemedim işte hala. Büyüdüm aslında. Yani bir yanım büyük. Kocaman. Hani kalelerim vardı benim.bilirsin sen de. Sevdiklerimi koyup içine,koruyacaktım kötülüklerden.
Senin de şehrinde Analar ağlıyor mu hala? Bağrın yanıyor mu? Sen de kaçıyor musun bazen gerçeklerden. Görmezden geliyor musun? Gelebiliyor musun?
Peki ya senin şehrinde yağmurlar başladı mı ? Sen sevmezdin yağmurları. Hatta basamazdın üzerine. ''Bir köşende birikmişliklerini kapıma neden getiriyorsun?'' deme. Özledim seni sadece. '' senin beni özlemeye hakkın yok'' diyeceksin biliyorum. Ama benim seni sevmeyede hakkım yoktu biliyorsun.


Şimdi neyin ağıdı bu? Gökyüzüne açılan ellerim niye,bilmiyorum. Ki o eller başkasının ellerinde olduğu halde. Soruyorum bazen kendime.''özlediğin ne?'' Ooooo bahane çok. Kızma bana n'olur. Bunu da silip atarım yine ötekiler gibi. Ama silemzsem...... Bu güçsüzlüğümden değil.

Ben kelimelerimi üflüyorum avucumun içine,onlar parmak izim olup kalıyor bedenimde.


İDEA,,,,,

4 Aralık 2009 Cuma

AYDINLIĞIMA


Yüreğimin Penceresinin havasızlıktan grileşen perdelerini sonuna kadar açıp,gün ışıklarını rutubettten çürümeye yüztutmuş duygularımın üzerine tuttum. Işık saçmasını beklemiyorum. Aydınlatsın yeter.


İDEA,,,,,

30 Kasım 2009 Pazartesi

GİTME KAL DESEM?



Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.

Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.

Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.

O gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın

Demiş NAZIM HİKMET RAN. Ne güzel anlatmış DOSTLUĞU. Hayatta en önemli değerdir Dostluk. Anne-Baba-Kardeş-Eş-Çocuk Olunca herşey tamam zannedilir. Oysa yarımdır. Hem de kocaman bir boşluk vardır. Doldurulamaz bir boşluktur bu. O'nun yeri ayrıdır,başkadır. Kimsenin bilmediği sırlarınızı bilir. Kimsenin görmediği gözyaşlarınızı siler. Kimsenin olamadığı omuz olur. Çıkarsız,beklentisiz bir çınar gibi dikilir kalır hayatınızın tam ortasında. Yüreğinizde oluşan heyelanları,selleri koca gövdesiyle geri püskürtür. Güvenle yaslanırsınız o koca gövdeye. Gölgesinde dinlenirsiniz her daim. Banamısın demez. Var gücüyle yapraklarını çoğaltır sizi koruyup kollasın diye. Siz günün birinde elinize bir balta alıp kesmeye çalışsanız bile sessizce acısını yüreğine gömüp ''kendini iyi hissedeceksen durma kır dallarımı'' deyecek kadar da asil ve güçlüdür. Çünkü o beklentisiz sevginin tek temsilcisidir. Bunları neden mi yazıyorum? Yazıyorum çünkü bir yanım eksik kaldı blogda. PANDORA bloğunu kapattı. Ve ben bu duruma çok üzüldüm. Kapatma demek hakkımdı benim. Diyebilirdim. Ama demedim. Şimdi neden peki buraya yazıyorum ki bunları. Yazıyorum çünkü bu kapanışın bir süreliğine değilde sonsuza kadar oluşundan korkuyorum. DOSTUM,KAL GİTME DESEM... Tamam git. Gitteee kafanı toplayınca geri geleceğine söz versen. Bu sözü bana verebilir misin dostum ?
İDEA,,,,,

27 Kasım 2009 Cuma

DOST TADINDA BAYRAMLARA.....


''DOSTLUK, Dünyayı bir arada tutacak bir tek bağdır.'' WOODREW WILSON
Dost tadında,sevginin ve saygının ön plana çıktığı neşenin ve sevincin bol olduğu günlere vesile olacak olan nice Bayramlara..... İyi bayramlar.

İDEA,,,,,

25 Kasım 2009 Çarşamba

ÇARESİZLİK (ÇAREBENDESİZLİK)


HASRET - Nazım Hikmet RAN
Yükleyen saklicennet. - Özgün ve yaratıcı web videolarını izle.

''ÇARESİZLİK''
İŞTE BÜTÜN MESELE BU.
YO YO DUR BİR DAKİKA,
ASLINDA BÜTÜN MESELE NE
BİLİYOR MUSUN?
''ÇAREBENDESİZLİK''
İDEA,,,,,

24 Kasım 2009 Salı

DÜNYA YA BİR DAHA GELSEM YİNE ÖĞRETMEN OLURUM.

BEN VE ÇOCUKLARIM
BULUTLARIN ÜZERİNE UZANIP HAYALLER KURUYORUZ DÜN,BUGÜN,YARIN ÜZERİNE

BAZEN DE CİDDİ MESELELERE DALIP SORUMLULUKLAR DOLDURUYORUZ CEPLERİMİZE


SONRA HERŞEYİ BİR YANA BIRAKIP ''ÇOCUK'' OLUYORUZ YİNE.
İDEA,,,,,

21 Kasım 2009 Cumartesi

TÜM DOSTLARA SONSUZ TEŞEKKÜRLER


Yazacağım neler var neler. Toplaşın bakalım etrafıma. Korkmayın korkmayın benden geçti artık bulaşmaz :) İnsanın başına gelmeden anlayamıyormuş ya işte benim de öyle oldu sanırım. Yaşam arzum hatsafhada artık. Bunu yürekten söylüyorum;

HAYAT HERŞEYE RAĞMEN YAŞAMAYA DEĞER.

Bu yaşamı değerli kılanlara teşekkürü bir borç bilirim. Öncelikle DOST kelimesinin bendeki tam karşılığını bulan sevgili DOSTLARIM PANDORA ve KAROSHİ ye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Annemi ve beni biran bile olsa yalnız bırakmadılar. Sizi seviyorum DOSTLARIM iyi ki varsınız. Ve PANDORA sana ayrıca teşekkürediyorum bloğun bütün enerjisini bana iletip gücüme güç kattığın için............... PANDORA arası verdim de acık. Yolda yürürlerken ALOŞUM ve PANDORAM beni aradılar yine. Biliyorsunuz ki ALOŞUM da rahatsızdı. DOSTUM UMUT istiyordu artık UMUT. O Umut bence bugün geldi kondu omzuna. Çünkü uzun zamandır ilk defa güldü. Gülmek bir insana bu kadar mı yakışır. Yakışır yakışır benim DOSTUMa en güzellleri yaraşır:) nerede kalmıştık ha birde helvamı yemeyi bekleyenler vardı aramızda :) onları hayalkırıklığına uğrattığım için üzgünüm. sevgili DURU GÖRÜR ve SUHUF beyler değil mi :) sizde iyi ki varsınız sonsuz teşekkürler sizlerede.

Ve sevgili ÖYKÜCÜK varlığınla,yanımdalığınla derinlerden duyduğun sevginle,sıcacık,tertemiz yüreğinle İYİ Kİ lerimin başında gelen DOSTUM. Sen de iyi ki varsın. Herşey ama herşey adına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum sana ve bloğunda geçmiş olsun dileklerini ileten tüm blog dostlarına. Yüreğin kadar güzel olsun dilerim hayatın.


Oyyy MELTEMİM MELTEMİM yoldan geldim yorgunum :) ENÜŞTEYE selamlar. Enüşte merak etme sakın beni turp gibiyim artık turp. ENÜŞTEeeeeeeeeeeee Birgün gelip kaçıracağım müsadenle eşini ver elini SELDAMIN yanı yapacağız MELTEMİMle. Di mi MELTEM :)
-he canım he'' dedin gibime geldi ama :) Teyzuşunun bitanesi nasıl? Teyzuş dedim de SELDA bak cidden geleceğiz kızım artık kurtuluşunda yok yani AZRAİL bile engel olamadı kavuşmamıza :) dimi MELTEM elbet birgün buluşacağız,bu böyle yarım kalmayacak. Hepimizinde gözlerinde yaş(ama sevinçten) bak ben birde EBRULİyi takıma katmayı düşündüm. Ne dersin EBRULİM?
-''Sen iste yeter İDEAM'' mı dedin EBRULİ duyamadımda :) yüksek sesle lütfen algılarım yeni yeni yerine geliyorda acık :))) ya yollara çıkmışken bir de bir bulgaristan mı yapsak acaba ne dersin SEVGİ? aY 80 günde DEVR-İ ALEM yapasım geldi birden :)
Sevgili MELTEM,SELDAM,EBRULİM ve SEVGİ sizlere de sonsuz teşekkürlerimi sunuyor yüreğinizin güzelliğinde geçsin diliyorum günleriniz.


Ve MAYACIM telefonla arayıp sağlığımı merak eden arkadaşım. Sesinle sözünle moral vermek için elinden geleni yaptığın için Sana da sonsuz teşekkürlerimi sunuyor,kelimelerinin yolunun mutluluktan geçmesini diliyorum. sağol sağol sağol :)


Sayın HAYKIRIŞ, heran yanımda olup sağlığımı PANDORAdan haber almaya çalışmışsınız. Sizi üzdüğüm için çok özürdilerim. İnanın bir daha olmayacak iyi bakacağım kendime. Ama lütfen siz de iyi bakınız kendinize. Sizi seviyoruz. Siz bloğumuzun ÇINARISINIZ.


ABSALOM :) çobuk gelebildim mi ? İnan acele ile iyileşmeye çalıştım senin için :) umarım zamanında gelmişimdir :) bu arada bulaşacaksa benden bulaşsın değil mi arkadaşım. Ama dilerim bu rahatsızlığı sadece ayakta atlatanlardan olursunuz. Zira aramızda kalsın ama çok zor :) sana da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.


BATIKAN, geçti gitti sayenizde. Hepiniz sağolun. Evet biraz kötü bir başlangıç olmuş bloglarımız adına ama olsun bundan sonra hep güzelliklerde buluşmamız dileğiyle. Sevgiler ve sonsuz teşekkürler size de.


Sevgili NORA; Eşinize de çok gelmiş geçmiş olsun. Evet söylediğiniz gibi seyretti bende de hastalık. Artık iyiyim diyebiliyorum tam anlamıyla. Dilerim böylesi hastalıklar herkesten uzak olur. Hiçkimsenin canı yanmaz. Eşinize de gelmiş geçmiş olsun tekrardan. Ve evet birbirimizi sadece yazılarımızdan tanıyor olsak bile dostumuz,kardeşimizmiş gibi aklımız kalabiliyor gün boyu düşündüklerimiz hatta ağladıklarımız bile oluyor blogta. Sizi tanıdığıma memnun oldum.


Sevgili EVREN, evet güçlüymüşüm ben ama sebebi inan manevi destek. Dünyanın en büyük hazinesine ulaştım ben. Bir çok yürekten sevgi destek sözcükleri duymak var ya dünyanın en güzel hazinesi. Bu hazineye herkesin bir gün kavuşması dileğimle. Ama sağlıklı güzel günlerde inşallah. Sonsuz teşekkürlerimle saygılar.


CESETİZLERİ, çok kısa zamanda gelemedim ama GELDİM BURDAYIM :) evet iki kıçıkırık virüse kaptırmadım bedenimi çaktık çelmeyi AZRAİL bey amcaya. Son giderken bi da gelmem artık dedi :) çok teşekkürederim sözlerin ve desteğin için. Saygılar.


GÜNCERAN, çok çok teşekkürlerediyorum. İyi günlerde görüşmek konuşmak dileğimle saygılar.


AYÇACIM, Sözlerin için sonsuz teşekkürler. Dilerim bütün güzellikler tek tek kapımızı çalsın hepimizin. Sevgiler.


GÜLCAN, çok çok teşekkürediyorum. Dualarınız sayesinde şimdi çok iyiyim. Sizleri tanımama vesile olan olay kötü olsada sizleri tanıdığım için çok mutluyum. Sevgilerimle.


DERYA, çok teşekkürediyorum. Evet söylediğiniz gibi dualarımızı hastarın üzerinden çekmeyelim. Tüm hasta kardeşlerime acil şifalar diliyorum. Saygılar.


MAYRI, ne kadar incesin. Çok teşekkürediyorum. Kucak dolusu sevgiyi aldım ve yarısını kendime saklayıp yarısını acil şifaya ihtiyacı olanlara dağıttım. Sevgilerimle.


Sevgili ALLIMORLU, evet zamanında müdahale edildiği için şuan sizlerle tekrardan karşılaşma fırsatı buluyorum. Bu illet hastalığın bir önlemi var malesef zamanında müdahale. Sözleriniz için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sevgiler.


Sevgili İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ, çok çok teşekkürlerimi sunuyorum. Tüm hastalara acil şifalar inşallah.


ZEHRA16, sizler gibi blog dostlarımın sayesinde bol bol duydum geçmiş olsun cümlesini. Çok çok teşekkürederim sözlerin ve iyi dileklerin için. Sevgiler.


SİHİRLİ ELLER, tüm hasta kardeşlerimize acil şifalar diliyorum ben de. Sözleriniz ve iyi dilekleriniz için sonsuz teşekkürler. Sevgiler.


BİR DUT MASALI, sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Evet geçti gitti işte. Darısı tüm şifa bekleyen kardeşlerimizin başına. Sevgiler.


Sevgili BUBENMİSHİM, o kucak dolusu dileklerin yarısını kendime yarısını şifa bekleyen diğer kardeşlerimize gönderiyorum. Sonsuz teşekkürlerimi sunuyor bir kucak dolusu sevgiyide benden sana yolluyorum. Sevgilerimle.


ELİF...DEN, geçti gitti canım. Çok teşekkürederim dileklerin için. İyi günlerde yorumlaşmak dileğimle sevgiler.


ESMİR,çok teşekkürederim sözleriniz ve dilekleriniz için. Ne demek bu bilgileri 3 saatte yazdım ama yazdım :) yazarken çok iyi değildim. Ama şimdi iyiyim. sevgiler.


BOZBEK, çok çok teşekkürederim. Sevgiler.


ÇİĞDEMMM üç M li mi diye baktımda :) sözleriniz ve dilekelriniz için çok teşekkürediyorum. Çok sevdiğim DOSTumdur MELTEM bu vesile ile tanışmış olduk. Tekrardan teşekkürler dualarınız sayesinde iyi oldum. sevgiler.


KELEBEK ATÖLYESİ, Burdayım ve iyiyim artık. Dilekleriniz için çok teşekkürederim. Sevgiler.


IŞILCIM, Öncelikle dileklerin için sonsuz teşekkürler. Soruna gelince; benim aşıya ihtiyacım kalmadı artık. Çünkü kullandığım ilaçlar zaten h1n1 virüsü için üzretilmiş özel ilaçlardı. Bu sayede vücudum bağışıklık kazandı bidaaa da gelmez bana. Ve evet kalabalıkta çalışan arkadaşlarının tümünün sıkıntısı bu. Maskeye kesinlikle ve kesinlikle çözüm arkadaşlar takın. Kimseden çekinmeyin. Ve kimseyi öpmeyin yakın temaslarda bulunmayın. Kolunun içine öksürmeyeni hapşurmayanı uyarın. Bu sizin en doğal hakkınız. Tekrardan teşekkürler. Sevgilerimle.


GEREKSİZ ADAM, Gereksiz bir hastalığı yendik geldik işte :) doğru diyorlar. Bir kez yakalıyor. Kızamık gibi falan işte. Teşekkürederim sözlerin için :) sevgiler efem.


Hastanelerde görevli tüm sağlık personellerine allahtan kolaylık diliyorum. İşleri gerçekten çok zor. Ve beni biran olsun yalnız bırakmayan hemşire arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum buradan.


Ve SENEMCİKKKK seni unuttum sanma sakın. Nasıl unuturum ki. İlk haber aldığın günden şu saate kadar sürekli arayan,sağlığımı merak eden temiz yürekli arkadaşım benim. Dilerim herşey gönlünce olur. Beklentisiz İNSAN sevgisinin yegane örneğisin bence. Kızırma kızırma hakediyorsun bu sözleri sen. Hem de fazlasıyla. Sevgimleeeeee :)


Dilerim unuttuğum kimse kalmamıştır. Eğer varsa da lütfen uyarın beni.


İDEA,,,,,

18 Kasım 2009 Çarşamba

İDEAAAA GELDİ :) MASKE TAKIN BLOĞA GELMEDEN ÖNCE :)

Bileklerim güçsüz. Ama yazmak zorundayım. Zorurunluluğum benim yaşadıklarımı kimselerin yaşamasını istememdendir. İlk yazımı deneyim ağırlıklı yazmaya karar verdim. Bu yazımın ardından teşekkürlerimi sunacağım herbirinize. Ama bu yazı önem sırasının başında şuan benim için.

Cuma gününden başlayacağım anlatmaya. Bu arada kelimeler arası anlamsızlık ve yazım yanlışı olursa affola zira serumdan ve iğneden delik deşik olmuş olan kollarım hala halsiz ve yorgun. Cuma akşamı her zaman yaptığımız gibi çocukları uğurlarken bölüm şefimiz acil işi çıktığı için aniden çıktı. Ardından bir telefon geldi. Şefimiz olmadığı için telefon bana yönlendirildi. Ben de çocukları uğurladığım için sonra aramasını rica ettim. Ve yardımcı bayan personel kolumdan tutup kulağıma eğilerek '' K.... domuz gribi olmuş, velileri bilgilendirecekmişsiniz. O an ne düşüneceğim ne söyleyeceğim bilemedim. Diğer öğretmen arkadaşım velilerin önünde bağırarak söyleyemeye başlayınca ''bir sus şefe söyleyelim bakalım ne diyecek'' ben velimi ararken kendisinden de şefi aramısını istedim. velimin söylediklerini aynen yazıyorum;
-K.... domuz giribi demişsiniz doğru mudur bu bilgi?
**Evet doğrudur.
-Ne yapılmalı bu konuda?
**Büyütülecek bişey yok. Herkes geçirecek bu hastalığı.
-Nasıl yani?
**Bu mikrop engellenemeyecek ve hızla yayılacak büyütülecek bişey değil.
-Peki ben sizi daha sonra tekrardan ararım.
Diğer öğretmen arkadaşımda aynı anda yüzü sorgulu ve endişeli şekilde kapattı telefonu.
***Velilere yok böyle bişey diyecekmişiz. Telaşlandırmayacak mışız.
-Nasıl olur bunu nasıl yaparız. Çocuğun Annesi var diyor.
***Bilmem şef öyle söylüyor.
-Ben saklayamam bunu sorumluluğunu almam üzerime. Bak öğlen E.... de ateşlenip eve yolladım.
***Söyleyelim velilere.
-Tamam.
((Bu konuşmaya bakınca şimdi insan hayatı hakkında kararların birilerinin ağzından çıkacak olan evet ya da hayıra bağlı kalıyor oluşu ne kötü bir durum demek geldi içimden. Oysa birincil görevimiz İNSANLIK olarak birbirimizin hakkı olan YAŞAM hakkını düşünmek olmalı bize öğretilmesi gereken değer öncelikli olarak "İNSAN YAŞAMINA" saygı olmalı. Basite indirilmemeli!)

Şefimiz dönüp geliyor okula elimize veli listemizi verip tüm velileri arayıp böyle bişey yok diyeceksiniz diyerek çekip gidiyor. Çok şükür ki diğer öğretmen arkadaşımda vicdan sahibi bir kişilik olduğu için biz bize söylenenin tam tersini yaptık. Bir gün sonra tüm çocuklar ateşten karın ağrısından şikayetle doktora götürülmüşler. Tabi tek tek veliler tarafından aranıyorum bu olaylar esnasında. İnsanın elinden bişey gelmemesi çok kötü bir durum. Bir de üzerine bilinçsizlik gelince tamamen yıkılma oluyor moralde. Cumartesi gününü telefon trafiği ile geçirdikten sonra pazar günü dersaneme gittim. Öğleden sonra üç gibi çok şiddetli üşüme, titreme, başağrısı, mide bulantısı, halsizlik başladı o gece bütün bir gece titreyerek uyumuşum. Sabah olunca bilincimin yerine gelmediğini gören Ailem hemen hastaneye götürmüşler. Doktor acil gözetim altına alınmam gerektiğini söyleyip girişimi yaptırıyor. Bu aralarda bende film kopuk olduğu için Annemin anlattıklarını aktarıyorum. Kollarımın birine serum bağlarlarken diğerinden kan alıyorlarmış tahliller için. O gece 40 derece ateşe yakınmış ateşim. Pamuk ve soğuk su ile ateşimi düşürmeye çalışmışlar tüm gece boyunca. Bunun üstüne Annem durumuma göre telefonuma tek tek cevap verip bir bir açıklama yapmış arayanlara. Hayret ettim normalde panik yapardı bu gibi durumlarda. Şimdi sorunca cevabı şu oldu. ''Telefonun olmasaydı ve sadece senle kalsaydım işte o zaman o gece geçmezdi bana. Sağolsunlar bana öylesine güç verdiler ki, hepsinden Allah razı olsun'' diyor. Kısaca bende burada çok kısada olsa bişey belirtmek istiyorum konu şu an sağlık olduğu için bu yazıya öncelik verdim. Ama asıl yazım bu bilgi yazısından sonra olacak. Ne kadar teşekkür etsem azdır sizlere. Şimdilik bunu söylüyorum ve devam ediyorum. Ateşin sıtmanın dışında bulantı ve kusmada hakimmiş. Serumlardan bir iki saat sonra ilaç tedavisine başlamışlar şimdi sadece bir kaç harfini verdiğim ilaç kullanılıyor bu vakka için. T.M.F.U

Bu zor gecenin ardından sabah biraz daha iyi kalktım. En azından bilincim yerindeydi. Bu arada unutmuşum yazmayı boğazda yanma,öksürükte vardı. Ki şuan hala devam ediyorlar. Sanırım bu yazıyı çok uzun sürede yazdım. Yaz-dinlen. Dinlen-yaz ancak bu kadar oluyor. Sormak istediğiniz bişey olursa elimden geldiği kadar yazmaya çalışırım unutmuş olduğum bişeyler olabilir. Kötü de olsa deneyim deneyimdir diyerek paylaşmak istedim. Şimdilik gideyim ben. Sonra yine gelirim. Aaaa çok pardon en önemlisini unuttum okul diyaloğunu yazma sebebimi söylemeyi unuttum onu yazmamın sebebi kesinlikle ve kesinlikle "KİMSEYE GÜVENMEYİN VE ÖNLEMİNİZİ ALIN"dır.

Evet bu gribi herkes geçirecekmiş malesef. Aralık ve Ocak ayında daha zor ve yoğun geçeceği tespit edilmiş sağlık uzmanları tarafından. Ölçülen değer beşbinin altında çıkarsa tahlilde, tehlike yok. Eğer beşbinin üzerinde çıkarsa (benim gibi) tehlikeli ve riskli ve söylendiği gibi başka hastalığı varsa öldürür düşüncesi küllüyen yalan. Yok öyle bişey. Ölüm tek tip bu hastalıkta İHMAL ve İLGİSİZLİK.

Eksik bişeyler kaldıysa dediğim gibi cevaplarım.


İDEA,,,,,

17 Kasım 2009 Salı

İdea evde, dinleniyor...

Sevgili arkadaşlar, gün içinde İdea ile yaptığım telefon görüşmelerini malesef aktarma fırsatı bulamadım. Çünkü ben de bir yandan minik kızımın rahatsızlığı ile uğraşıyorum.

İdea ile en son 30 dk. önce yaptığımız tel. görüşmesinde bana daha iyi olduğunu belirtti nihayet. Şu an hastanede değil, çünkü bulunduğu odaya ağır bir vaka getirdikleri için (aynı virüsten) İdea eve gitmek istemiş ve de şu an evinde. Dinleniyor, yine aynı özenle ilaçlarını da kullanıyor tabii ki.

Sesi düne göre daha iyi, ama bir de o öksürük krizleri kesilse çok daha iyi olacak :(

Evet son haberler bunlar.

Herbirinize sevgili arkadaşımın adına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum, ona öylesine büyük güç veriyorsunuz ki tarifi zor bu duygunun.

Sağolun arkadaşlar... Sağlıcakla kalın...

PaNDoRa

İdea'dan mesaj varrrrr....

"Sevgili dostlarım,

Dualarınız ve sevginiz sayesinde bugün biraz daha iyiyim. Dostluğunuz ve yanımda olduğunuz için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum" dedi İdea'cık kısa mesajla...

Sabahda telefonda konuştuk sesi biraz daha iyi geliyordu. Umarım en kısa zamanda atlatacak ve aramıza dönecek... Yeni gelişmelerden haberdar edeceğim yine...

Sevgi ve dostlukla...

PaNDoRa

16 Kasım 2009 Pazartesi

İdea için iyi dileklere ihtiyacımız var...

Evet, kelimelerin en kısa halini seçecek ve yazıp çıkacağım. Yazık ki İdea'mız şu an hastanede. Teşhiş H1N1 virüsü (domuz gribi) :((

Annesi ile görüştüm karantinadaymış, ateşi çok yüksekmiş ve düşürmeye çalışıyorlarmış. Bitkin bir halde yatıyormuş :(((

Cuma günü İdea'nın görev yaptığı okulda panik havası yaşanmıştı. İki çocuk hastalanmış ve bunlara domuz gribi tanısı koyulmuştu. O günden bu yana İdeacık tetikteydi. Şimdi ise malesef, o da bu hastalığı taşıyanlar, yaşayanlar ve tedavisini görenler arasında :(

Bugün kötü bir gündü ve birçok şey üstüste geldi. Bir de İdea'mın olayı. Ama o çok dirençlidir, elbette ki en kısa zamanda atlatacak ve geldiği gibi "bana birşey olmaz bee, ne sandınız siz beni" şeklinde yazılarını yazacak.

Şimdi ben herkesten İdea'mız için iyi dileklerini yollamasını istiyorum, bir an önce iyileşip aramıza dönmesi için...

Merak edip bilgi almak isteyen arkadaşlar bana "pandorablog@hotmail.com" dan ulaşabilirsiniz...

PaNDoRa
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

20:00

Arkadaşlar yarım saat evvel telde görüştük İdea ile. Yoğun ve kötü anlar yaşadığını şimdi biraz hafiflediğini belirtti. Tahlil sonuçları yarın çıkacakmış. Duruma göre hareket edecekler sonrasında da. Haber aldıkça burada bilgi vereceğim. İlgili herkese sonsuz teşekkürler, İdea adına... Pandora

14 Kasım 2009 Cumartesi

..SONLULUK..


Özlemek miydi bunun adı. Bilmiyordu. Sadece düşün ötesine geçebilmek ve orada yaşam döngüsünü başa sarmak istiyordu. En başa. Değiştirebilecek miydi yazgısını Dünyanın. Yoksa değişecek olan kendisi mi olacaktı. Sorular bir düzüne. Hatta cevaplar düzinesiz. Düzensiz değil ama bak düzinesiz.


Fısıltı geldi durdu bugün kulaklarımda. ''Neden geldin''ler geldi dilime. Ama söyleyemedim. Söyleyemediğim birçok söz gibi yuttum. Avazın çıktığı kadar bağıramamak,yumruğunu sıkıp havaya kaldıramamak. İşte insan bedeni ve ruhu böylesi tezat düşmüştür yüzyıllardır birbirine. Tezatlığımla kolkola giren kontürolsüzlüğüme bir de yorgunluğum eklenince çalgısız çulgusuz düğün yeri havası esiyor beynimde. Çalmadan oynuyor düşüncelerim.


''Git'' derken buluyorum bazı zamanlar kendimi kendime. sonra sorular çınlıyor kulaklarımda ''nereye'' diye. İnsanın gidecek yerinin olmayışı ne kötü. ''Sıkıldım Dünya senden'' diyorum. Yüzüne haykırıyorum,banamısın demiyor. Dönüyor dönüyor dönüyor.


Acının bir sonu var mı merak ediyorum. Hani denir ya son bile sozsuzdur aslında. Yalan bunu kimse söylemez şimdi ben uydurdum.


Farkında mısın zaman daralıyor gitgide. Sanki bir kapana kapanmış gibiyiz hepimiz. Kaçacak delik arıyor ruhlarımız. Delik yok. Kara deliğin dışında. İşte bak orası muamma. Muamma ve musalla. Birbirine ne kadar yakın iki kelime. Oysa biri ölümü biri bilinmezi ifade eder. Ölümde bir bilinmezlik değil midir kendi içinde. Dışında da öyledir aslında. Görmek için bakabilmek lazım. Bakabilmek kadar baktığın yerde önemlidir.


Ne amaçsız zamansız bir yazı oldun sen yine. Ama iyi ki oldun. İçimde kaynayan bir kazan var. Korkuyorum birgün taşıp engelleri aşıp haddi olmayan yerlere varacak diye.


İDEA,,,,, dan sonluluğa öfke.


10 Kasım 2009 Salı

ATA'M SENİ SAYGIYLA ANMAKTAN BIKMAYIP, USANMAYACAĞIM...

10 KASIM BENİM EN BÜYÜK YAS'IM.....

7 Kasım 2009 Cumartesi

HİSSEDİLMEDEN SÖYLENEN SÖZLERE ÇATIYORUM ...




Hissedilmeden söylenen tüm sözler bütününe dayılanıyorum. Hissedilipte söylenemeyenleri ise başımla selamlıyorum.

İDEA,,,,,

3 Kasım 2009 Salı

NESİN


1934 yılında soyadı kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı.Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı.Dünyanın en cimrileri 'eli açık', dünyanın en korkakları 'yürekli', dünyanın en tembelleri 'çalışkan' gibi soyadları aldılar.Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine 'çevikel' soyadını almıştı.Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasındada sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime 'nesin' soyadını aldım. Herkes 'nesin' diyeçağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.


Aziz Nesin


Gökten elmalar düşmüş...Ne olduğunu bilenlerin başına...!

29 Ekim 2009 Perşembe

BEN İNSAN DEĞİLİM



Zamanın külleri düştü elime. Yangınlar boyu düştü benliğim. Benden öteleri kaldı bedenimde.Gerçekliğimden izler var bir de kalpsizliğimde. Durdum,duruldum sanmışken fırtınaların tam ortasında buldum kendimi yeniden. Alev alev ortalık. Yangın yeri,mahşer-i kalabalığın tam ortası.

İnsanlık bir dümensiz gemiye binmiş,rotasız ilerliyor bilinmeyene. Bilen var belkide. Ama benim kulağıma fısıldamaya korkuyor gerçekleri. TANRI'ya isyan başlamış yüreklerde.Çekiliyor kürekler kendine kendine. ''DUR'' diyor TANRI. Önce bir bak haline. Dönüp bakıyor soluksuz,solmuş,nursuz,ruhsuz benizler. ''İyi düşünün'' diyor TANRI. Düşünüyor İnsanlık. Yetisini kullanıp akıl yürütüyor. TANRI kızıyor. ''Siz kendi işinize bakın. Ne haddineze benim yarattıklarımı sorgulamak,ne haddinize kusur aramak'' diyor. İnsanlık ürküyor. Titriyor bedeni. Titremek korkudan değildi ki sadece. Haz varsa işin içinde tüylerin bile durmaz yerinde. Çelişkiler yumağının bir garip çilesi olmuş insanlık bakıyor şaşkınlıkla! Şaşıyor,şaşa şaşa yaşıyor,yaşamaya çalışıyor bilinciyle. Bilinçsizlikle bilincin yeri değişiyor. Unutmanın adı umut etmek oluyor. Aldırmamayı öğreniyor İnsanlık.
Varlık bir düşbahçesinin köşküne taşınıyor. Düşbahçesi sakinleri çekildikleri köşelerinden İnsanlaştırılmış TANRIsal güçleri izliyor. Hayret ve delalet içinde kalıyorlar gördükleri karşında. İnsanlık acının varoluş sebebi deniyor. Peki ya zulüm? Onun kökü nerden geliyor. TANRIyı suçluyor üç beş kişi arasında toplanıp. Taşa diziliyor dinsel duygular. Maddesel gerçeklikle danslar başlıyor. Hangi ayağı öne atacağını bilmeyenler kendi danslarını çıkarıyorlar meydana. Bir ileri bir geri. İki geri bir ileri. Gidip geldikleri bu kadar dar mesafede meydan okuyorlar Dünya ya. Kafa tutmak böylesine komik bişey olsa gerek. TANRI gülümsüyor. '' Elimde yoğurduğum hamur şimdi kalkmış bana kafa tutuyor. Bakınız hele şu zavallılara'' diyor. İnsanlık elpençe huzurda hazırola geçiyor. TANRI memnun olmuyor. ''Ben size diğer canlılardan ayrı AKIL verdim'' diyor. İnsanlık düşünüyor. Derin düşüncelere giriyor.Kimi MEVLANA olup çıkıyor. Kimi HAYYAM lığa devam ediyor.
Ölüm geliyor bedene. Ruh ne yapacağını bilmez halde çırpınıyor. Pişmanlıklar sarıyor dörtbir yanını. İmansızlıktan çıkıp imana bürünüyor. Kimi neden kandıracağını bilmeden yüreğinin sesindeki vicdansızlığın sesini kısıp TANRIya kulak veriyor. Oysa TANRI söyleyeceğini söylemişti çoktan.
TANRI'nın nefesi içinde soluksuz bırakmıştı onu. Küskündü TANRIya. Bir arkadaşı demişti ki;
'' TANRIya insan-i duygular yüklenemez. TANRI TANRIdır. Haddini bileceksin''
Oysa kendinden değildi TANRIdan beklentileri. Sadece Dünya da olup bitene dayanamıyordu artık. Çekip isyan bayrağını göklere '' Heyyy TANRI, bir günlüğüne bile olsa İNSAN olmaya cesaretin var mı?'' diye soruyordu. TANRI dayanabilecek miydi bunca haksızlığa,bunca acıya merak ediyordu. Sonra yine arkadaşı dönüp dedi ki;
-''Tüm zulümler İnsandandır. TANRInın parmağı yoktur işin içinde.''
Durup düşündü. İçine sinmedi söylenen. Madem herşey adildi neden Doğa bile adaletsiz yaratılmıştı. Ormanda vahşet yokmuydu? Güçlü olan kazanmıyor muydu?
Sustu.
Cevapsızlığıyla sorularının üzerine kırmızı kalemler çekip son bir not aldı.
*İnsanlık buysa ben İNSAN değilim.
İDEA,,,,,

23 Ekim 2009 Cuma

Yorgunum dizlerim tutmuyor
Tutunmaya çalışıyorum sana blog
ama avuçlarım kanıyor.

16 Ekim 2009 Cuma

YALAN DÜNYA


Sonsuzluğun ekseninde bir toz bulutuyum.
Zerre kadar tanelerden bir ben olabiliyorsam,
ben(lik) denizine attığım taş sayısı kadar
halkalar oluştururum başımın üzerinde.
Kanatsız saymayın beni.
Kanatsızlığımdan doğar,
doğduğum gibi yaşarım...


Yaşamak şarkılı bir masalsa
varsın kahramalnığa soyunalım.
Çırılçıplaklığımda saklısı kalmışları
bir bir çıkarıp askıya asalım.
Bir de askıdan bakalım Dünya'ya.
Ah yalan dünya,
tevekkülüne su kaçıralı paslandın.
Pasını yüreklerimize bulaştırdın.
Ortalık küf kokuyor.
Açın pencereleri nefessiz kalan var.
İDEA,,,,,

13 Ekim 2009 Salı

YALNIZLIK KUTSALDIR PAYLAŞILMAZ




Farid Farjad-Pari Kojae
Yükleyen ahhhmmmettt. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.


Son demlerinde ayaza vuran akşamlar gibi

Elleri toprak kokan sevgiliye

Hoyratça ve tutkuyla bıraktığım köklerimle

sipere sinmiş bakışlarda korku ve kaybedişin bıraktığı hüzün

Tren istasyonu boşluğunda,

Titreyen dudaklarım gibi titriyor şimdi yüreğim.

Üşüyorum,ayazda kalmışlığımla.

Üşüyorum,korkularımla.

Sensizliğimle sardığım bedenim,Ölüm özleminde.

Tepkisiz ve hareketsiz.

Gelmeyecek günlerin takvimi asılmış boynuma.

Hayallerim asılı duruyor mühürlü saatlerin sarkacında.

Bir sağa,bir sola sallanmıyorlar artık.

Dizboyu batmışlığımla çamurlanmak.

Bu kahrolası dünyada

kirli düşlere oyuncak olan hayatlarımızın

feryadına üşüşen akbabalar leşleşmiş ruhlarıyla sindirdikleri mutluluğu

zafer zannetmenin geçici hevesiyle oynarken,

bir çiçek büyüdü yüreğimde.

Küçücük tomurcuktu kıyamadım koklamaya

Büyümeliydi O.Gonca olup açmalıydı.

Şimdi dönüp bakıyorum ardıma.

Darmadağınık.

Toplamaya gücüm yok.

Yüreğim eskidi,yıprandı.

Kızıl acıların başkentinde bir Nazım,bir ben kaldık.

Omuz omuza vermiş acılarımızı

sararmış yaprakların fosilleşen yanlarıyla sarıp,bağrımıza bastık.

Bir yol boyu yürüyüşler var şimdi,taaa ciğerimde.

Eşkıyanın isyanı gibi,''Çıkalım artık diyor dağlara''.

Güneş,dağların ardından doğar,ve ardında ölür.

Karanlığa çöreklenen YALNIZLIK pusu kurmuşluğuyla

sinsi gülüşünün arasına sıkıştırdığı umutlarım can çekişen ruhum gibi,

kanrevan içinde.

''Bırak'' diyor.''Kanasın.

El sürme''.

Zaman,dağlar bir gün yaralarını.

Sadece küçük bir izi kalır.

Alışırsın onunla yaşamaya.

Yıllar saçlarına aklar bırakır,yüzüne çizgiler.

Bir köşeye çekilip beklesende,Dünya seni beklemez.

Döner,döner,döner.Mecburen unutursun.''



Şimdi gözlerimin kapandığı bir anda kaybolmak istiyorum.
Sonsuz olmak gibi,bilinmezlik gibi.
''Biri vardı ya,adı neydi'' li cümleler kurulmalı beşiğimin başucunda.
Bir adım öteye gidilmemiş hayatlar gibi,
kurulu düzenin içinde varolma çabası içinde çırpınıp duran
yüreğimin yüksek sesle kurduğu cümleler bunlar.
Tutunmak ile tutunamamak arasımed-cezirlerle ördüğüm atkım ve ben,
ilerlemenin ötesi gibi görünen,fakat bir adım bile atılamamış,
Kulaklarda çınlayıp duran grimsi bulatlar gibi,
hayatların üzerine çöken
YALNIZLIĞIM.
kurtulamayaşımın çıkmaz sokaklarında
Labirentler kurduğum yaşamlara giremeyişimin suçlusu.
Tatsızlığımın,tutsuzluğumunyegane bekçisi.
Çık git artık koynumdan.
Boynumdan kopar zincirlerini.
Prangalar vurduğun sözlerim,yüreğim kanıyor.
Ve ben yorgunluğumun çığlıklarında cançekişirken,
artık kaybolmak istiyorum.
Sonsuz olmak gibi,bilinmezlik gibi.
''Biri vardı.Adı neydi?''li cümlelerin içene karışıp,
Belki başka bir nefeste,belki başka bir bedende
kanat çırpmak istiyorum.
İDEA,,,,,

9 Ekim 2009 Cuma

BU DANSI BANA LÜTFEDER MİSİN?


Sorgusuz sualsiz koşuşmalar var şimdi yüreğimde.Bu ne,neyin telaşı.Nereye yetişmeye çalışıyorum.Birtekken birçok olmak için harcanan çaba niye?Çoğalmalar yazgıların ürünü değil midir?Ben yazgımın silinmezliğinde kalmamışmıydım.Yıkılası göçükler değil miydi beni içten içe göçüren.Şimdi yanar söner ışıklı tabela halimle farkedilmek isteyişlerim kim için,ve ne diye?


Sorgusuzum.Birazda sualsiz.Bu demek değildir ki başıboşluk sınırına kadar varıp kendimi yükseklerden bıraktım.Ben zaten hep alçaktım.Alçaklara pusu kurmuştu yüreğim.

Yüreğim diyorum,yüreğim.Ayazım,uslanmazım.Büyümeyen tek yanım.Korkularımın birikimi,biriktiğim,biriktirdiğim.Usulum,usulculuğum.Karmaşam,kargaşam.SUSKUNLUĞUM,SUSTUĞUM.

Yalnızlıklar resitaline davetliyim.Hatta geç kaldım.Benim yalnızlığımda dans edebilecek gücün var mı?
VARSA,;
Bu dansı bana lütfeder misin?

3 Ekim 2009 Cumartesi

YÜKSEK TOPUKLARIM


Sokaklarım üşür benim.Ayazlarım kadar yüksek kaldırımlarım,yüksek kaldırımlarım kadar yüksek topuklarım mevcut damarlarımda gezinen fikr-i alemlerimde.Düne küsmeler,küsüp küsüp barışmalar.Çocukluktan çıkma kavgalarım var bir de benim.Üzerine giyilesi taraflarımı yakıştırırsan durma giy beni.Korkma yapışıp kalmam tenine.Teninden ötesi lazım yarınlarıma.Yarınlarım kadar tedirgin yüreğim.Yarınlarım kadar belirsiz sözlerim.Güven-güven(sizlik) kadar yakın ilişkilerim oldu benim kendimle.Gelip gitmeler beynimde.Bir ruhumun ırzına geçemedim.Çamurlara batan ellerim ve ben,her yıkayışta geçer dediğim günahlarıma teslim ettik geceleri.Geceler karanlık.Geceler yalnızlık kokar hüzünde.

Şimdi topla gökkubbeye serdiğin tezgahını.Satılası duygularının alacaklısı çıkmaz bundan gayrı.Sen seni kirletip atmışken bir kenarı,temiz duyguların bekleme salonunda bekleşip durmaların niye?
Soru-cevap mı oynamak istiyorsun?
Aklın kadar konuş.Büyük lafları yükleme sırtına.Bozduğum dengende tırnak ucuyla iterim seni derinliklere.Tutsak olur kalırsın gel-gitlerimde.Köpüren yanım olur isyanlarıma ayna tutarsın sahipsizliğimde.Sakın ha sahibim olursun sanma!Yalancı bahar gibidir duygularım.Önce soydurur sonra ayazda bırakırım.Üşürsün...Çıldırasıya titrer yüreğin.Acıma/sız/lık değil bu.Başka türlü bunun adı da.''Bu'' bile nasıl yalın kalıyor aslında.Yerine başka kelime konulmuyor işte.Ya da ben...''BEN''mi? Nasılda özlemişim bu kelimeyi.
BEN.....BEN.....BEN.....BEN.....BEN.....
Bir kuşun bakışındayım.Bulabilir misin BEN'i?


İDEA,,,,,

29 Eylül 2009 Salı

VARLIGINLA YOKLUGUN ARASINDA KALMAYACAĞIM ARTIK

Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya Konuş konuş konuş derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa ?Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına...


YAGMUR_YUREKLİ

28 Eylül 2009 Pazartesi

SEN GELDİN...

Geceydi seni bana taşıyan... Sen geceye yakındın bende sana... Ağır aksak işleyen zamanın düşürdüğü tuzaklardan kurtulup geldin, hoş geldin... Korkularınla, sırlarınla ve sadece gözlerine derin bakanların görebileceği acılarınla geldin, iyi ki geldin... Bekleyişlerimin içime hapsettiğim özlemlerim vardı. Nicedir kimseyle paylaşamadığım hüzünlerim, soramadığım sorularım... Hatırladığımda yüreğimde yaratacağı korkunç sızıyı duymaktan korktuğum için beynimin bir köşesine fırlatıp attığım bir daha hiç dokunmadığım anılarım vardı. Şimdi özgür bıraktım özlemi... Şimdi hüzün de sevinç de doyasıya yaşanıyor bende... Sorular cevabını buluyor, anılar canlanıyor; çünkü sen geldin... Susmak ne çok akıllandırmış beni... Ne çok biriktirmişim kelimelerimi... Bir bir dökülürken dilimden sevda sözcükleri senin o tedirgin duruşun bile durduramıyor beni... "Seni soluyan bir rüzgara kapılmış gidiyorum", yüreğimi bir yelken gibi açtım, seninle dolduruyorum. Seninle olmanın, seninle yaşamanın ve zamanı sadece seninle paylaşmanın eşsiz hazzını duyumsuyorum, ne iyi ettin de geldin... Bir büyüysen bozulma!.. Bir hayali yaşıyorsak kaybolma!.. Hep biz çözecek değiliz ya gerçeğin düğümlerini, bırak kendi halinde kalsın... Ruhuna talibim ben, asıl gerçek bu... Kaçışlardan bıkmış, hep yarım kalmış ruhumda bir tek seninle doyuma ulaşacak, kendini bulacak... Dedim ya, sen geldin... Birde mavi var öyle ya; nereye saklamıştım maviyi, kimlerden saklamıştım da yok sansınlar istemiştim?.. Bak, güneş bile mavi mavi parlıyor görüyor musun?.. Yavaş yavaş yok oluyor yüreğimin gri katmanları... Maviyle anılıyor görebildiğim her şey... En çok maviye tutkunum ben, bu yüzden mavi sen oluyorsun, çocuk gibi seviniyorum... Sen maviyle geldin... Sahi, çocuk olmayı ne kadar çok özlemişim ben... Senin içindeki çocukla oynayacak bendeki çocuk... Yalansız ve saf olacak, kumdan kaleler yapacak, seni içine koyacak... Kaleyi yıkacak, seni kurtaracak, kahraman olacak... Çığlıklar atacak, yorulmayacak, sensiz hiçbir oyunda ebe olmayacak... Korkma, içindeki o çocuk hep yaşayacak, kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğim. Çünkü sen o çocukla varsın, o çocukla geldin. Yoktum ben, senden önce yoktum sanki... Sen geldin; varlığını bildim. Sen geldin; bir dokunuşun, bir öpüşün nasıl da büyük bir hazza dönüştüğünü gördüm... Sen geldin; ben oldum, aşk oldum. Sen geldin... Ama ne güzel geldin...

YAZAR: OSMAN SAYHAN

YAGMUR_YUREKLİ

DENİZ KIZI ve YOSUN...


Seninle ben okyanusun derinliklerınde yasayan asktan yoksun varlıklardık...Sen o mavılıgın guzel canlısı denız kızı ıken, Ben ıse kendı dunyası ıcınde yasayan bır yosundum...

Bır bırımızden haberbersız gezıp dolasırdık... takii o gun tesadufen goz goze gelene kadar... Senden once yuregı mantar tutmus , ve o yurege mühür vuran, kımsenın bunu acmayı beceremedıgı bu ınsanı huzura kavusturabılmek ne guzel. Suskundum sen yokken ben...
Aslında ne çok şey söylenir susmalarda... Gerçek kendin olursun; tüm elbiselerinden yoksun çırılçıplak, aynen savunmasız bir bebek gibi... Aracı kullanmadan, kelimelerin bencilliğine yakalanmadan... Böyle susmalarda bulursun bir çok sorunun cevabını... Ve belki de kendini tanırsın. Hatta o müthiş soru var ya, "aşk nedir?"... Onun bile cevabını bulabilirsin ama ifade edemezsin, susarsın!.. Şimdi lal olmus dilimi senınle bırlıkte anlamlı hale getırmek, sonra da hıc susmaksızın bunca yıl ıcımde bırıktırdıgım seylerı konusmak sana...Ne iyi ettınde geldın sevgılı...
Ne iyi ettınde karanlık dunyama ısık oldun..Hoş Geldın, Sefa Getirdin Sevgılı..
Seni Seviyorum..

YAGMUR_YUREKLİ

SENİ ANLATMAMI İSTESELERDİ...

Benden, seni anlatmamı isteselerdi, bir yürek anlatırdım içinde koskacaman bir dünya, dünyada kocaman bir fener ve sevgi yolu aydınlatan.Deselerdi yaz onu; yazardım en güzel şiirleri dilsiz istekleri dipsiz kuyu sarınçlarında yuvarlanan aşkları. Yazardım parmaklarım morarıncaya kadar yazardım, yüreğim yorulup duruluncaya kadar.Deselerdi çiz onu; çizerdim dünyayı, dünya her tarafı yedi veren gülleri yedi renk açan en mevsimsiz çiçeklerin açtığı nakışlı oyalı özenli bir dünya ve korkardım kendi çizdiğim dünyaya dokunmaya, korkardım çiçeklerin yaprakların solmasından.Deselerdi kim O ?O derdim O işte yüreğinde deryaları taşıyıpta tek bir dünyalıya konuşamayan, o sınırsız sevgi deryasında yelken açıp giderken sevgisini utangaç kişiliğine gömen biri idi.Ve O derdim ;Beni sabahlara kadar kendisini düşünmek zorunda bırakan biri O konuşsa yüreğindeki allı tebessümlerde kaybolurdum, konuşsa yanmadan yıkılmadan söndürürdü beni derdim. Sigaram kadar tiryakisi olduğum içkim kadar başımı döndüren, görmediğim kadar özlediğim, özlediğim kadar dokunamadığım, dokunamadığım kadar ürkek…Ve O derdim ;Yaşayıpta yitirdiğim değil yaşamayıpta bilmek istediğim, konuşmasını beklediğim kızıl dudaklarına hasretlendiğim hasreti ile eridiğim, yanımda iken bile özlediğim gittiği yolu kıskandığım aydınlık günlerimi aradığım,

O Derdım...


Yazar : Bilinmiyor


YAGMUR_YUREKLİ

27 Eylül 2009 Pazar

SEBEBSİZ DURUŞUNU SEVİYORUM HAYATIM DA

Korktum… Önce sesini sıyırıp zamandan yollara meydan okumak istemiştim. Sabaha, akşama, kışa, bahara gözlerini armağan edip kendime yaşanılası bir aşk bırakmak için tüm ahlaksızlığımla bencilleşebilirdim. Sonra günahların intikam alabileceğini, karşımda devrik cümlelerinle dimdik dururken tüm imgelerinde saklı bir zavallı gibi yaşamak istemediğimi anladım… İçini kime teslim ettiğini bilmediğim her akşam, terkedilmiş gibi hissettiğim saatlerimde, aklıma düşen kıvılcımlarla cümlelerine defalarca tecavüz edip, bir sigara yakıyorum. Benim şehrimde yağmurlar yağarken sen kim bilir hangi baharın elinden tutup, anlamsızlıklarınla savaşıyorsun. Bilemeyeceğini düşünüyorum bıraktığın izlerin sızlarken beynimi çürüttüğünü… Yoksa ben seni ; Adını hiçbir sitemimde konuk etmeyecek kadar çok mu sevdim? Affet! Anlamlarını bile bile aldattığım tüm kelimelerinden özür diliyorum şimdi. Öznesi gizli cümlelerinde yükleminden baş aşağı sarkıp dudaklarımı intihara sürüklüyorum. Yani susuyorum. Yani sana sus(a)maktan yoruluyorum. Korktum… Tenime iz bırakmadan gitmenden ve sabahın alacasında aklıma gelmeme ihtimalinden kaçışlarım, seni sonsuz bir girdapta özlemimle nefretimin seviştiği bir mevsime terk etti. Yargıladım… Seni sevmekten çok öldürmeye çalışan boşluklarımı yine seninle aldatma çabamı… Affet… Büyüsü bozulmasın diye adını bile anmadığım sarhoş gecelerimi. Aklıma gelme diye fikrimi becerme isteğimi… Ne bileyim be güzellik affet işte, Avuçlarımın ağlamasını… Gitmeyecek kadar sevemezsin beni biliyorum da merak ediyorum… Senin hiç avuçların ağladı mı?

YAGMUR_YUREKLİ

VAKTİ GELDİĞİNDE GİDECEĞİNİ BİLDİĞİM BİR KADINI SEVİYORUM

Ne bana, ne başkasına ait olan; bir çınar gibi yalnız yaşayan, özgürlüğünü ellerine kelepçe etmemiş bir kadını seviyorum. Her düşündüğümde kalbimi sızlatıyor sevgim. Nasıl anlatmalı bu duyguyu bilmem ki? Doktorların, ölecek dediği hastanın başında beklemek gibi, elinizden bir şey gelmez, sadece iyi bakarsınız, başında beklersiniz. Bir yandan kendinizi hazırlarsınız, ne kadar hazır olabilir ki insan? Ayrılığın çok uzak olmadığını bile bile sevmek, kalbin kaldıracağından ağır bir yük gibi ama öyle dayanıklı ki şu kalp, sanki etten, kandan değil de demirden. Onu seyrettim uyurken, kırılacak gibi duruyordu. Öyle narin ki, pamuklara sararak saklamak geliyor içimden. Vakti geldiğinde gideceğini bildiğim bir kadını seviyorum. Oysa kalsın isterdim. Bir ömrü birlikte geçirelim. Yaşlanalım koltuğun üzerinde, balkonunda begonviller açan evin serin saatlerinde birlikte ölelim. Omuz omuza duralım ayakta, zor bu yükü hayatın, her köşe başı geçene çelme takmak için bekleyenlerle doluyken, saklanalım birbirimize. Dışarıda fırtına çıkmış, güneş açmış, volkanlar patlamış, bize ne? Ama öyle olmayacak! Onun gidip kafa tutması gerek hayata, tüm sakinliğine rağmen, kızgın bir güneş altında bağırması lazım kan ter içinde. Birine, sen seviyorsun diye “kal” denmiyor. Biliyorsun, hissediyorsun, şimdi olmasa yarın, mutlaka gidecek. Zaten sevgi, seven yüreği bağlar, karşı taraf sorumlu değil ki! “Sevmeseydin arkadaşım” derler adama, silah zoruyla yatmadık ya koluna! Acı, aşkın kan kardeşi, ayrılmamaya yeminleri var. Ne zaman gönlüne aşk ateşi düşerse, bil ki canın yanacak. Öyle büyük alev topları patlayacak ki içinde, her yan kül, duman olacak. Gözünden yaş yerine ömrün akacak. Birine tutulduysan, söz geçiremiyorsan kalbine, kendini yangınlara hazırlayacaksın. Önünü, sonunu görmeyi öğreneceksin. Aşk dediğin, bir çeşit delilik hali, akıllı insan aşık olur mu hiç? Aslında, aklı olan sever. Bilirsen ki bu bedenler ihtiyarlayacak, büzüşecek, geriye hiçbir şey kalmayacak güzellikten, önce aklı seversin. Gidecek bir kadını seviyorum. Kendine zulüm etmek böyle olmalı ama bu, zulmün en asil olanı. Karşılık beklemeden sevmeyi öğretiyorum kalbime. Tüm insani isteklerime rağmen, olduğu kadarıyla yetinerek tadını çıkarıyorum. Ruhumdaki yabani otları koparıyorum. Egomu, gururumu, şeytan yanımı, çıkarları, almayı, sadece istemeyi, bildiğim bütün aşk oyunlarını yolarak söküyorum. Bir daha hiç çıkmasınlar diye ateşe veriyorum. Sevgi tarlasına yakışmayan ne varsa temizliyorum. Kirlenmiş neresi varsa, eskimiş hangi gönül yarasının artıklarını tutuyorsam, hepsini kaldırıp atıyorum. İçimde büyük bir bahar temizliği var. Hak ettiğine inandığım bir kadına, daha önce kimseye bakmamışım gibi bakıyorum. Sonu ayrılık olacak bir aşka koşuyorum. Üstüm başım ne kadar kirli olsa da, sevgimi yıkadım, gümüş bir tepside sunuyorum. İster alır, ister almaz ama ben aşka inancını kaybedenlere inat ve aşka rağmen; dimdik sevdamın arkasında duruyorum. Her yaşam mutlu bitecek değil ya? Ben payıma düşeni aldım, gidecek bir kadını seviyorum!

ANONIM

YAGMUR _YÜREKLİ

26 Eylül 2009 Cumartesi

YILLARDAN SONRA...


Yılardan sonra karsıma cıktıgında sana karsı ne hıssetmem gerektıgını bıle bılmıyorum..İşin İlginç yanı nasıl davranmam gerektıgını bıle...

Çok uzun zamandan beri yanlızlığın muhasebesını yaptım kendı kendıme ama malesef cıkamadım ısın ıcınden... Ya senın gıbı bırının masum yuzu eksıktı yarınlarıma yada bosver...

Ben hayatımı hep bır roman olarak yasadım fakat hıcbır ınsan bu romanın başrolünü benımle paylasamadı..Daha dogrusu ınsan denılecek kısılerı bu romana yaklastırmadım...Ama sen farklısın.. Şimdi soruyorum sana ;



BU ROMANIN BAŞROLÜNÜ BENIMLE PAYLASIR MISIN ?....
YAĞMUR_YÜREKLİ

24 Eylül 2009 Perşembe

Matemin rengiyim bugün.SİYAH


Siyaha döndü çiçeklerin yüzü bugün.Tıpkı yüreğim gibi.

Ruhun olmak istediğin yerde huzur bulsun UFUK ÇİZGİSİ.......................

23 Eylül 2009 Çarşamba

SERZENDEN MÜTEŞEKKİR DOĞAR MI?


Tanrı'nın yaramaz kızı artık 30 yaşında.Evet evet İDEA artık 30 yaşında.Tanrı bile 30. doğum gününde bayram yaptı,yaşasın büyüyor artık diye :)
Evet doğru büyüyorum artık ben.Yaramazlıklarımı,haylazlıklarımı,çocuk düşlerimi sandığa kilitledim.Rafta bekleyen sorumluluğu,olgunluğu ve gerçeği elime aldım.Şimdilik evirip çeviriyorum.Bir bakıyorum kullanma klavuzu var mı diye :)

''Doğduğum gün ölmek isterim''. sözümü beni tanıyan herkes bilir.Oysa bu doğum günümde YENİDEN DOĞDUM.Mucizelere inanmam.Ya da inanmayı bırakalı çok oldu.Ama o beni bırakmamış inatla geldi yapıştı üzerime.Hala inanamıyorum ya neyse!
Güzel şeyler oluyor hayatımda.Yolunda gidiyor birşeyler.Bunda aldığım kararların etkisimi var bilmiyorum ama yolunda gidiyor işte.
Birgün çok sevmediğim biri demişti ki.Yo yo yanlış okumadınız çok sevmediğim biri evet demişti ki;
''Bişeylerin üzerine geldiğini düşünüyorsan,kaldır başını bak.Büyük ihtimal yanlış şeritte ilerliyorsundur.''
Bu lafından sonra noldu?Çok mu sevdim o'nu?
:)

Serzenlerimden müteşekkirler doğar mı?
Ben doğuracağım :)

İlk teşekkürüm İyikilerimin başında gelen kişi. PANDORA.Sana artık nasıl teşekküredeceğimi bilemiyorum ki ben.Yavan geliyordur sana teşekkür kelimesi.30 yaşın bana getirdiklerinden birisin işte sende :) cici 30 yaş ciciiiiiii :) seviyorum seni biliyorsun.

Ve KAROSHİ;
:) İçten yaşamın yansıdığı bir beyaz kağıt gibisin mürekkep lekesi ile kirlenmeyen.Sende iyikilerimdensin.Düzelt arkadaşım düzelt.Düzeltecek onca şey varken biz yinede vebal almayalım boynumuza.Seni de seviyorum.

Sayın HAYKIRIŞ;
İçimde deli bir çocuk vardı ya.Şimdi bir ikincisi daha dahil oldu.Oyüzden ben acık büyümüş numarası yapacağım.Ama aramızda kalsın olur mu :)

ÖYKÜCÜK;
İDEA abla 30 lu yaşlara basmış ve evet ablaaaaaaa olmuş :)Bir de ÖYKÜ.Parti mi dedin hani nerede :)))
Canım ÖYKÜCÜK can ÖYKÜCÜK :)

SEVGİ;
Ben şimdiden çok sevdim ''bak yavrucummmmmm'' sözünü :) bide bu;
''ah be güzelim, tabıı tabııı toyluk seninki bende bu yaşlarda iken"
sözün bal kaymak oldu üzerine :)) ben galiba sevdim 30 lu yaşları.kendimi kandırmıyorsam he he :))

AHMET ABİ;
Çok teşekkürediyorum.Böyle abi falanda diyince,birgün gelip abla olacağım hiç aklıma gelmezdi :) AHMET mi desem acaba? :))

DİGİ DİGİ,
Hemşehrimmmm benim.Çok teşekkürediyorum.Bak bu kez kaçmak yok bana pamuk şeker alacaksın :) yoksam adını çıkarırım blogda :)))

OZAN KAYRA;
Aman allam.Bu nasıl karizma bir isim.İnan insan adına bile aşık olabilir he :))) o bir kaç yıl sonra ben de görücem seni KARİZMAAAAA bey :) hava yapıyo ya şunu bak.YARAMAZLIK tahtımı sana bırakacağım zaten.Veliahtım benim :)

EBRULİ YANSIYAN ANKA;
Çok çok teşekkürediyorum.Hepberaber inşallah nice mutlu yıllaraaaaaaaaaa :) kadeh kaldırmış gibi oldum ama hadi neyse :)

MAYAM MAYAM,,
Evet ilk kutlayanların başında geliyorsun sen de.Ve iyikileriminde.Dostluğunu kazanabildiğim için şanslı sayıyorum kendimi :) 30 lu yaşımın armağanısın sen de :))))

OY MELTEMİM MELTEMİM;
Ben de seviyorum seniiii.Bu gün aşka mı geldim nedir:) evet bak sloganım bilem var
'' O ŞİMDİ VATANINDA'' :)
Çok teşekkürederim inşallah hepberaberrrrrrrrrrrr

SELDAMMMM;
Biliyorum çok çok yoğun günler geçiriyosun.Bi de sen de benim gibi bloğuna ulaşamıyorsun.Ben yinede teşekkürediyorum :))kutlamış sayıyorum seni :) ben şu yetkileleri bir bulayımdaaa sonraaa artık neyseeeeee


TEŞEKKÜREDİYORUM TEKRARDAN.GÜZEL OLAN HERŞEY SİZLERLE OLSUN.

İDEA,,,,,

19 Eylül 2009 Cumartesi

Fıss fısss fıss fısssss "Hiiii, Neee,,,, İnanamıyorum, Ne Yani İdea 30 Yaşına Mı Girmişş.... Hem De Bir Kaç Dakika Önce Miii??? Vah Vah Vahhhhhh...

Evet yaaa, İdea tam 30 yaşına girdi... Ne kötü değil mi blogcuk? Yaşlı bir sahibin olacak artık... 30,,, 30,,, 30 dile kolay tam 30... (OTUZZZZ) Benimde yaşlı arkadaşlarımın arasına bir yenisi daha eklenecek...

Gel, gel kaçma bak yazdıklarımı oku canım İdeacığım... Bak hem sevenlerinde geldiler doğum gününü kutlamaya... Hadi gel, gelll...

Şaka bir yana sevgili İdea'yı seven blogger arkadaşlarım, bahsettiğim gibi İdoşun bugün doğum günü... (İdoş, he he yakıştı :))) 20.09.1979 Yani...

Kendisi bir kaç saat önce Ülkesine kesin dönüş yaptı ve ayakları yerde değil kesinlikle. Uçuyor, uçuyor çok mutlu... Uçuyor ama aklına 30 yaşına girdiği gelince sendromları kriz halinde artıyor ve haliyle saçmalıyor... 30 Oldum ben yaaa, 30" deyip duruyor...

Hey allaammm, deli ediyor beni yaa... Bana bak İdoş, biraz daha "30 oldum, 30" dersen kafana 30 tane taş atacağım İstanbul'dan göreceksin gününü o zaman...

Ben ne yapayım dedim sana değil mi? 35 oldum be, 35...

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum sana sevgili arkadaşım, can dostum, kimi zaman kardeşim, kimi zaman ablam, her zaman huzurum ve başımı yaslayabileceğim omuzum "Her yaşın ayrı bir güzelliği var" lafı kesinlikle bir terane değil... Öncelikle bunu bil... Gerçekten her yaşın inanılmaz güzelliği var. Ama güzellik yaşta değil, insanın ta kendisinde... Yaşadıklarında, çevresi ile paylaştıklarında, hayata bakışında ve görmesinde gerçeği...

Artık büyüdün, yaşlanmadın... Büyüdün ve doğru yanlış nedir öğrendin... İyiyi ve kötüyü ayırabileceksin artık... İnsanın kendisini tam anlamı ile tanıdığı yaştır 30... Ve, asla ama asla kötü bir yaş değildir... "Yaşlandım, yaşlandım" diye beynimi yemene izin vermeyeceğim...

Bak şimdi bitanecikim, bir sitede 30 yaşındaki kadınlarla ilgili bir kaç cümle okumuştum onları paylaşacağım şimdi seninle... Paylaştığım sözler, inandıklarım ve yaşadıklarımdır bilesin...


- 30 yaşını aşmış bir kadın, kendini yeterince iyi tanır ve kendinden emindir. Ne olduğunu, kim olduğunu, ne istediğini, kimden istediğini iyi bilir.

- 30 yaşını aşmış çok az kadın, onun hakkında ya da yaptıkları hakkında ne düşündüğünüzü önemser. - Kadınlar yaşı ilerledikçe medyumlaşır. Ona günah çıkartmanıza hiç gerek yoktur. Onlar her bir haltınızı bilirler.

- 30 yaş üstü kadınlar, açık sözlü , doğrucu ve dürüsttür. Ne kadar gerizekalı olduğunuzu bir çırpıda açık açık yüzünüze söyleyiverirler. Eğer bir gerizekalı gibi davrandıysanız onun için ne anlam taşıdığınızı merak etmenize gerek yoktur.

Bak işte gördün mü? Belirttiğim gibi bunlar inandıklarım ve yaşadıklarımdır... O yüzden diyorum ki "Yeni yaşın sana huzur, mutluluk, güzellikler, sağlık ve sana layık bir aşk getirsin"... Sen her zaman ama her zaman çok mutlu ol. Çünkü inan ki bunu hakediyor o saf ve temiz kalbin... Haa, bir de her zaman benim hayatımda ol, lütfen, lütfen, lütfen, lütfennnnnn... Sen hep ol...

Telefonda da konuştuğumuz gibi yarın bayram ve senin 30 yaşına girme şerefine bayram düzenlenmiş, he he he...

<<<<DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN BİTANECİKİMMMM>>>>
Haydi bakalım üfle pastanı :)

Bu arada yarın bayram. Ben her ne kadar kutlamasam da, herkese tarçınlı, naneli, meyveli ve aklınıza gelebilecek en çok sevdiğiniz türlü türlü şekerler tadında bayram diliyorum...

Sevgiyle ve Dostlukla....

PaNDoRa

18 Eylül 2009 Cuma

BENİ TAŞIYACAK GÜCÜN HALA VAR MI YÜREĞİNDE ANNEM?


Ajda Pekkan - Ağlama ANNEMMMMM
Загружено puskullubelaaa. - Смотри больше видео клипов в HD качестве!


Hatırlıyor musun Anne?
Yıllar önce
Valizlerim elimde,kapıdan çıkarken
demiştin ki bana;
''Dünya'nın öbür ucunada gitsen,
kendinden kaçamayacaksın.
Çünkü sen yalnızlığı doğuştan seçenlerdensin
Ve onunla yaşamayı öğrenmelisin.''
Kaçamadım Annem.
Ne kendimden,ne de yalnızlığımdan
Kaçamadım Annem.


Şimdi bana ;
''bitir gurbeti dön.
Ne kadar ömrümüz var ki,
şöyle dünya gözüyle doyalım birbirimize'' diyorsun.
uzatmış ellerini beni bekliyorsun.


Pesettim .
Dönüyorum.
Çok yorgunum.
Beni taşıyacak gücün hala var mı yüreğinde Annem?

İDEA,,,,,

17 Eylül 2009 Perşembe

BU BEKLEYİŞ NİYE?


Zaman sırtında birdirbir oynuyorsa,
durma dön yüzünü ışığa.
Günün aydın,gecen firari ise,
Bu bekleyiş niye?
Tutsaklığa inat kır zincirlerini.
Atın yelesine sür ellerini,
bırak kayıp gitsin rüzgar avuçlarının arasından.
Belkiler,keşkeler ölümsüzlüğünü tüketmişken
sorarım sana,
Hala bu bekleyiş niye?

İDEA,,,,,

16 Eylül 2009 Çarşamba

GİZLİ BAHÇEM


Sizlere bugün gizli bahçemin kapılarını açıyorum. Mutlaka ama mutlaka BU KAPIYI TIKLAYIN.
Sevgili SUHUF'un bir önceki postuma göndermiş olduğu Mevlana'nın MESNEVİsinden şu bölümü paylaşacağım;
*****
***
*
Olduğum gibi kim görebilir beni
Ne rengim var benim, ne nişanım
Benim de bildiğim sırlar var diyeceksin ama
Hem o sırlarım ben, hem de o sırları saklayanım
Bu gönül ne vakit durulacak bilmem
Ama şu anda hiç kımıldamadan duran da benim
Yürüyüp giden de ben
Ben bir denizim, kendi varlığı içinde taşan
Uçsuz bucaksız, alabildiğine geniş, kıyısız, hür bir deniz
İki dünya da yok oldu gitti bende
Artık ne bu dünyadan sorsunlar beni, ne o dünyadan
Sen bizim aynımızsın dedim ey can!
Amma yaptın dedi, o da ne demek
Şu gördüklerin hep benim
Yoksa dedim sen O musun?
“Hey, kendine gel! Sus!” dedi.
“Benim ne olduğum dile gelmez..
”Öyleyse dedim sana işte dilsiz, dudaksız konuşan biri
Yoklukta ayaksız yürümedeyim, gökteki ay gibi
İşte sana elsiz ayaksız durmadan koşan biri
“Böyle koşup durmak,” dedi bir ses, “senin nene gerek?”
Bak bana, apaçık ortadayım da gene gizliyim
Sen beni gör asıl beni!
Eşi bulunmaz bir gizli maden olmuşum
Eşi bulunmaz bir deniz olmuşum
ben Tebrizli Şems’i gördüm göreli

Mevlana
***
HOŞGELDİN SUHUF.Ne iyi ettinde geldin.

14 Eylül 2009 Pazartesi

SAĞ'IM SOL'UM SOBE.SAKLANMAYAN EBE.


Bu aralar sık sık hatırlar oldum çocukluğumu.Özlemek gibi.Geri dönmekten çok onun bana gelmesini istemek gibi.Bir köprünün üzerine çıkmış dünyayı izliyorum boş boş.Çünkü gözümü dolduracak kütlesi kalmadı nazarımda.Bazen gökyüzüne bakıp;
''Heyyy bana yer yok mu yanınızda'' diyorum yıldızlara.Işıl ışıl parlıyorlar.
''Bak işte geceni aydınlatıyoruz.Daha ne istiyorsun'' diyecekler neredeyse dilleri olsa.Oysa ben dilsizliğimde dahi buna itiraz ederim.Geceler artık aydınlık değil.Geceler zifiri karanlık.Kaç sabaha gözlerim tavanda ''Merhaba'' dedim bilmiyorum.Duvarlara çizmedim sayısını.Zira duvarlar ezelinden çizik.Benden önce yaşayan insanların çığlıklarından kulaklarım sağır,kelimelerim dilsiz kaldı.

Eyy... koca Moskova.Sen ki ne şahşahalı yıllara ev sahipliği yapmışsın.Gidip gördüm kremlin müzesinde aseletinin yüzünü.Kanların bulaştığı altın çatal,bıçak,tabaklarda yenen yemeklerinizin tadına baktım.Osmanlıdan getirttiğiniz özel kaftanlarınızı giydim.Görkemli atlarınıza bindim.İndim sonra.Tıpkı sizin indiğiniz gibi.Tıpkı koca bir imparatorluğun indirildiği gibi.

Yürümeye devam ettim sokak aralarında.Çiçekler ve kırmızı siyah kurdelelerle süslenmiş bir anıt gözüme takıldı.Merak edip yanıştım.Anladım ki sosyalist dava için ölmüş kişilerin anıt mezarı.Bir kadın,yırtılmış kurdeleleri tek tek çıkarıp yerine yenisini takıyor,mis kokulu çiçekler dikiyordu anıtın etrafana.Kendince düzensizliğe düzen getiriyordu.Tıpkı erkeklerin mahvettiği dünya'yı toparlamaya çalışan bir Anne gibi.1993 yazıyor kapıda.Yeni,taze kan kokuları geliyor burnuma.Tebessüm edip Anneye yoluma devam ediyorum.Moskova canlı.Moskova heyecanlı.Cıvıl cıvıl.Her yandan müzik sesleri yükseliyor.Kulüpler,discolar,eğlence mekanları.Sonra birden durup arkamda bıraktıklarıma bakıyorum.Neden bakıyorum ki?Bakması gerekenler zevke sefaya dalmışken.O insanlar neyin uğruna öldüğünü bile bilemeden öylece yatıyorlar orada.Kemikleri mi?Sızlasa ne olacak?Neyi geri getirebilirler artık?

Yollar bitip sözler büyüyünce beynimde geçiyorum internetin başına.Tek tek okuyup haberleri,Cansıkıntıma yenilerini ekliyorum.Sonra pencereden yana çevirip başımı soruyorum;
''Bu oyunun kurallarını kim belirliyor? Kimler karar veriyor,kimin ölüp kimin yaşayacağına.''Bir müddet sessiz kalıp dilimi yutuyorum.Elim çenemde.Boynumu kütlettikten sonra ölümle yaşam arasındaki o incecik çizgiyi düşünüyorum.Mücadelem soluyor ellerimde.Boşverlerim büyüyor beynimde.Ben ki küçücük bir solucan değilim gözlerinde.Kime ne diye kafa tutabilirim?Tutsamda benim cürmüm ne?''Cürmün kadar yer yakarsın ''derler ya.Ancak yaksam yaksam mahallemi yakarım.Onların Dünyayı yakacak gücü varken,benin mahali direnişlerim bir soytarının top atıp tutmaları kadar bile büyük görünmez gözlerine.

Dilimi yuttum.Ama hazmedemiyorum.


İDEA,,,,,

13 Eylül 2009 Pazar

KALKMALI,GÜNÜN İÇİNE DALMALI


insan kendine daha ne kadar yabancılaşabilirki?
Ya da yabancılaşabilir mi?
Üzerimden yıllar geçti.
Yorgunluğumun sebebi bu olabilir mi?
Artık hayatımda Hasret olsun istemiyorum.
Sadece Özlem olmalı.
Özlemeli insan.
Burukluğunda değil,tadında.
Şimdi gidip şu yabancıyı uyandırayım uykusundan.
Vakit geç oldu.
Kalkmalı.
Günün içine dalmalı.
Tam ortasından.


İDEA,,,,,

11 Eylül 2009 Cuma

KIZIMA


Dinle kızım.
Bak bugün Annen neler anlatacak sana.
Koy başını dizlerime.
Uzun,çok uzun gerçek bir hikaye anlatacağım bu kez.
Ama bu hikayenin içinde ne prensler,ne prensesler,ne de periler olacak.
Bir varmışlı bir yokmuşlu cümlelerimle yola çıkmadan,
öz Türkçeyle anlatacağım;

Benim aşkımın bir ürünü olmalıydın sen de.
Her çocuk gibi umutla bakmalıydın geleceğe.
Hayallerin olmalıydı,düşlerin bir de.
Biliyorum belkide için için kızıyorsundur bana.
Seni yüreğimde büyütüp dünya'ya getirmediğim için.
Ben de isterdim emeklemeni izlemeyi,
küçücük ellerinden tutup yürümeyi öğretmeyi,
saçını rengarenk kurdelelerle süslemeyi.
Keşke hayatta kurdeleler gibi renkli olsaydı.
Ama değil işte.
İçinde siyahlarda var.
Şu son yıllarda beyaz bile tam beyaz değilken
ben nasıl seni dünya'ya getirebilirdim.
Hayatını şansa bırakmayı göze alamazdım.
Tamam okula başlayıncaya kadar korudum seni.
Ya sonra?
Okula başlayınca nasıl koruyacaktım;
tacizcisinden,ya da kör bir kurşundan?
Hadi bunları atlattık diyelim,
liseye başladın.
Bukez de etrafını zehir tacirleri saracak.
Barlara,eğlence yerlerine heves edeceksin
içinde dönen pislikleri bilmeden.
Arkadaşlarında kalmak isteyeceksin
babasını,abisini tanımadan.
Ve belkide ilk kez aşık olmanın tadına varacaksın o yıllarda.
Belkide ilk cinsel deneyimini de onunla yaşayacaksın.
Bırakıp gidecek sonra seni.
Ya da sen onu.
Üzülecek ağlayacaksın.
Bunlarıda beraber atlattık diyelim.
Üniversiteye hazırlık yılların başlayacak.
Yarış atı gibi sürecekler seni
o sınav senin,bu sınav benim
en güzel çağlarında.
Eskaza diyelim kazandın.
İstediğin bölümü de tutturdun.
''İstanbulu kazandım Anne''
sevinciyle koşarak geleceksin.
Ne kadar büyülü görünecek gözüne istanbul.
İçinde sakladığı kötülüklerden habersiz,
gideceğiz beraber okula kayıt yaptırmaya.
Yurtta kalmana gönlüm razı olmayacak
ev kiralayacağız birlikte.
Bir müddet kalacağım seninle.
Sıkılacaksın,sıkılacağım.
''Ben gideyim artık evime''
sözümü duyunca havalara uçacaksın.
Çünkü ilk kez benden ayrı bir hayat yaşayacaksın.
Bunun verdiği heyecanla soluğu,
arkadaşlarınla sabahlamalarda alacaksın.
Bu da kesmeyecek kimliğini kazanmak adına,
siyasi guruplara karışacak,
devlet yönetiminde söz sahibi olmak için mücadele vereceksin.
İyice dağıtacak nerede olduğundan bile haberim olmayacak zamanla.
Sonra dayanamayıp geleceğim yine yanına.
''Anne ben çocuk muyum,neden beni kontrol edip duruyosun sürekli?'' diyeceksin.
Bense;
''Evladım,benim sana güvenim sonsuz.Ben sadece insanlara güvenmiyorum''
Sözümü bile tamamlayamadan,
''Offffff Anne offfffff.Hep aynı hikaye.Sıkıldım sende de,
masallarından da,hikayelerinden de.
Gör artık Anne.Ben büyüdüm.Koca kız oldum.
Sen hala bebeğinmişim gibi davranıyorsun bana.''
''Ama kızım......''
''Yeter Anne yeter!''
diyerek kapıyı yüzüme çarpıp gideceksin.
Teselliyi ya sevgilinde,ya da arkadaşlarında arayacaksın.
Sonra her darbe yediğinde ben geleceğim aklına.
Anlayacaksın.
Anlayacaksın amaa yiğitliğine leke sürdürmemek adına
bana bir adım dahi atmayacaksın.
Yine adım atan ben olacağım.
Çünkü ben Anneyim.
Şansa Üniversiteyi de bitirdin.
Mezun oldun.
İşsiz gençler kervanına adını yazdıracaksın.
Eş,dost,arkamız sağlamsa
korkma yırttın.
İş bulduk sana.
Şimdi bir de eş bulma durumu kaldı.
Bu konuda baskıcı olmayacağım.
Ama sen gidipte yanlış(bana göre)bir seçim yaparsan,
yine de sesimi çıkarmayacağım.
Alıp karşıma damat adayını efendi gibi konuşacağım;
''Bak delikanlı.Ben kızımı başkaları üzsün diye büyütmedim.
Bir gün sesinde bir burukluk ya da bir üzüntü sezersem,
senden bilirim haberin olsun.
Her konuda arkasındayım.''
Kimbilir belkide eşcinsel olursun.
Erkeklere değil de,kendi hemcinsine aşık olursun.
O zamanda yanında olurum.
Ama kanunlar ve toplum bizden yana olmaz.
İtilir-kakılır sonunda yorulursun.
Yine dayanamayıp çareyi evlenmekte bulursun.
Bunuda sesimi çıkarmam.
Sonra evlendiğin kişinin ailesi sana baskı yapar
''kapanacaksın'' diye.
Çünkü kayınbirader adıyamandaki şeyhinden öyle emir almıştır.
Eşinle direnir sonuna kadar CUMHURİYET insanı
olacağınıza ikna edersiniz herkesi.
Sonra okulu nedeniyle ertelediği askerlik görevini tamamlamak üzere
askere gider eşin.
Kucağında torunumu ve seni bana emanet ederek.
Aylar sonra kayınbirader dikilir kapıda.
''Yenge VATAN SAĞOLSUN.Kardeşim şehit düşmüş.''
Sen yıkılırsın kapının önüne,
ben yine tutarım kollarından düşme diye...
Yıllar geçer,torunum ve ben evde neşeyle oynerken,
neşemizi acı acı çalan bir telefon böler.
''Kızınızı sel baskınında kaybettik.
Bedeli ne ise ödenecektir.''
O an ben bildiğim tüm isyanları sıralar,
Dünyayıda ateşe verirdim.
İşte bu yüzden seni dünya'ya getirmeyip
yüreğimde büyütüyorum kızım.
Periler,prensler,prensesler buraları terk edeli çok oldu.
Artık buralarda kurtlar,canavarlar,açgözlü devler kol gezmekte.
Kızım,bak Annen 30 yaşında kocaman bir kadın oluyor artık.
Büyümesede büyümüş taklidi yapmak zorunda.
İyi ki sen hep sol yanımdasın.
Yoksa seni nasıl korurdum bu canavarlardan,kurtlardan,aç gözlü devlerden.
Sen hep orda kal olur mu?
Sol yanımda büyü.
Huzur ve mutluluk içinde

Seni seven Annen İDEA,,,,,

10 Eylül 2009 Perşembe

YORUM(SUS)-2


Fethullah Gülen'in Gerçek Yüzü ( Gizli Çekim ) : Part I
Загружено XercesProductions. - Смотри видео о стиле, моде и дизайне
***DİKKAT***
''DEDİM YARABBİ YIKIP GEÇİRME BİZİ
AMA ARA SIRA YOKLA BİZİ
SALLADIMIDA ÇOK HOŞ OLUYOR YA''

YORUM''SUS''

1)



2)



PANDORA (tıklayınız)

Oysa konuşacak onca söz varken,ben yine SUSmayı seçiyorum.İçimden büyük puntolu kızgın sözler geçsede dizginlerimi sıkıp ağzımdan dışarı çıkmasını engelliyorum.Söyleyebileceğim tekşey ;

YAZIK.

9 Eylül 2009 Çarşamba

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN İZMİR



Benim İzmirli olduğumu ve İzmir'e olan tutkumu sağır Sultan dahi bilir.Bugün İzmir'in doğum günü.Biliyorum 9 Eylül İzimir'in düşman işgalinden kurtuluş günü olarak kutlanır.Fakat ben ''kurtuluş'' tabirini sevmediğim için,bugünü İzmir'in doğum günü olarak görürüm.

''Kurtuluş'',kimin kimden kurtuluşu?Birbirini hiç tanımayan,ya da tanıyıpta birbirine düşürülen milyonlarca insan.Dostça yaşamak varken,bir hiç uğruna yaşamlarını,sevdiklerini geride bırakıp yok olmalarının neyi kurtuluş olabilir.Ve bu nasıl kutlanır.
''Yaşasınnn! Milyonlarca insanı öldürdük.Çalsın sazlar oynasın kızlar.''
Yok arkadaş.Orda durun.Benim ne mantığım ne de yüreğim bunu kabul edemez.Artık savaşı hatırlatan tüm kelimeleri geride bırakıp BARIŞ'la güne başlamak istiyorum.




ŞİİR:Yannis RİTSOS
YORUM:Rutkay AZİZ

VERİN ELİNİZİ KARDEŞLERİM
BARIŞ BUDUR İŞTE...
*****
***
*
DAHA NİCE BARIŞLA DOLU YILLARA İZMİRİM.
DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN.
İDEA,,,,,

8 Eylül 2009 Salı

BAKAR MISIN?SUNAR MISIN?


Bir gün yolda yürürken elimi koysam omzuna.
Sorgulu gözlerle mi bakarsın?
Yoksa gülüşünün içine alıp nefesimi,
ciğerlerinde bir yaşam mı sunarsın?
İDEA,,,,,
RESİM:
uyurgezer.net

7 Eylül 2009 Pazartesi

KIRMIZI PABUÇLU KIZ & KURŞUN ASKER

Bahar gelip konmuştu üzerine
Sevdiği çiçekleri taç yapıyordu başına
tek tek.
En çok kırmızıyı seviyordu.
Pabuçlarını hayal ederken bile
''kırmızı olmalı'' diyordu.
''Kırmızı''.
*****
Başında taşıdığı şapkanın ağırlığı ile ezilirken
pantolonunun paçaları yerleri süpürüyordu.
Titreyen dizlerine,aldırmayan babası;
''Benim oğlum şanlı bir Asker olacak'' diyordu.
Oysa O silahla oynamayı dahi sevmiyordu.
*****
''Ağabey'' diyordu komşunun oğluna.
Yaşı,yaşının iki misliydi.
Bir gün yürüyüp gittiler beraber.
Ergen olmadan ''KADIN'' olmuştu.
*****
O doktor olacaktı.
Mevsimler geçmiş,
elleri çoktan silaha bulaşmıştı bile.
Bakışları sert,duyguları donmuştu.
Bütün eğitimi ''İNSAN''ı öldürmek üzerineydi.
Gün gelip mezun oldu.
*****
Ve bir daha hiç geri dönemedi.
Bir caddede başında peruğu,
yüzünde makyajı,
ayağında KIRMIZI TOPUKLU PABUÇLARI bekliyordu.
Neyi beklediğini bilmeden.
*****
Arkadaşlarıyla buluşup
Mezuniyetini kutlayacaklardı.
Yolda gözü bir hayat kadınına takıldı.
Birkaç metre geçmiştiki geri döndü.
Konuşmadan açtı kapısını.
*****
İşte bir araba durmuştu bile önünde.
Ne yapmalıydı şimdi?
Gözündeki yaşı silip,
yüreğindeki korkuyla bindi arabaya.
*****
Sinyal verip yoluna devam etti.
Bir kadınla nasıl konuşulması gerektiğini bilmiyordu.
Ne Babası,ne de öğretmenleri öğretmişti.
O sadece insanı nasıl öldüreceğini iyi biliyordu.
Birden Annesi geldi aklına.
Gülümsedi.
*****
Kalp atışlarının sesi ağzından çıkacak zannediyordu.
Gözünün ucuyla delikanlıya bakıp;
''Nereye gidiyoruz?'' diyebildi.
''Nereye gitmek isterdin?''
''Bilmem!''
Sessizliği biranda bedeninin koltukta çıkardığı ses bozdu
Aniden başını çevirip vitrine baktı.
*****
Nereye bakıyordu böyle dikkatli?
Başını eğip kızın baktığı yöne baktı.
Az ileride park edip,
Kızın kapısını açtı.
*****
Vitrinin tam önünde durdu
elini vitrinin camına yaslayıp
ağladı.
*****
''Neden ağlıyorsun?''
Başından geçenleri dinleyince
Kalbini saran buz kütlesi birden çözüldü.
Çoktan unuttuğu çocukluğunu hatırladı.
Yaşamayı ve yaşatmayı seviyordu en çok.
Satın aldığı KIRMIZI PABUÇları kızın ellerine,
belindeki silahı ise babasının kapısına bırakıp
yaşamaya ve yaşatmaya doğru sürdü arabasını.
İDEA,,,,,
**************
Fotoğraf:
www.seksenliyillar.com/